Eğitimde “Ne” Değil, “Nasıl” Sorunumuz
Türkiye’de eğitim sistemi denilince hepimizin dilinde pelesenk olmuş bir cümle var: “Sistem sürekli değişiyor.” Evet, değişiyor; ama bu değişim bir dönüşüm mü, yoksa sadece isimlerin ve kısaltmaların yer değiştirmesi mi? Asıl mesele burada düğümleniyor.
Bizim eğitimdeki temel çıkmazımız, çocuğu bir “bilgi deposu” olarak görme alışkanlığımızdan vazgeçemeyişimizdir. Sınav odaklı bir yapının içine hapsettiğimiz zihinler, formülleri ezberliyor, tarihleri hıfzediyor, dil bilgisini söküyor; ancak “neden?” ve “nasıl?” sorularını sormayı unutuyor. Laboratuvar görmeden fen lisesi bitiren, kütüphane tozunu yutmadan üniversite kazanan bir neslin, küresel rekabette “yaratıcılık” ve “eleştirel düşünme” kulvarında geri kalması maalesef şaşırtıcı değil.
Eğitim, sadece bir üst okula geçiş bileti değildir. Eğitim, bir insanın kendini keşfetme, yeteneklerini işleme ve topluma katma değer sağlama sürecidir. Bugün sanayicimiz “ara eleman” bulamamaktan yakınıyorsa, üniversite mezunlarımız “ne iş olsa yaparım” noktasına gelmişse, burada bir planlama ve vizyon hatası olduğu aşikardır. Meslek liselerini “başarısız çocukların sığınağı” olmaktan çıkarıp, teknoloji ve zanaatın merkezi haline getiremediğimiz sürece, diplomalı işsizler ordusu büyümeye devam edecektir.
Öte yandan, fırsat eşitliği meselesi kanayan yaramız olmaya devam ediyor. Büyükşehirlerin imkanlarıyla, Anadolu’nun ücra bir köyündeki imkanları aynı teraziye koyup çocukları aynı sınavla yarıştırmak, adaleti değil sadece istatistiği sağlar. Gerçek bir reform, tabelaları değiştirmekle değil, öğretmenin itibarını ve niteliğini en üste taşımakla başlar. Unutmayalım ki, bir sistemin kalitesi, o sistemdeki en zayıf halkanın ve en mutsuz öğretmenin kalitesi kadardır.
Artık binaların görkeminden ziyade, içindeki ruhu tartışmalıyız. Yapay zekanın dünyayı yeniden şekillendirdiği bu yüzyılda, biz hala test kitaplarının şıkları arasında sıkışıp kalırsak, geleceği sadece başkalarının yazdığı senaryolardan izleriz. Gençlerimize “hata yapma lüksü” tanıyan, merakı tetikleyen ve sınavı bir amaç değil, sadece küçük bir araç gören bir sistem inşa etmek zorundayız.
Yarın o çocuklar yine o ağır çantalarla okula gidecek. Umalım ki o çantaların içinde sadece kağıt yığınları değil, onları dünyaya bağlayacak merak duygusu ve özgüven de olsun. Çünkü bir ülkenin en büyük sermayesi binaları değil, iyi yetişmiş özgür zihinleridir.
İlk yorumu sen yap
Görüşlerini paylaş, tartışmaya katıl.